Darüşşafaka FTR

Semra Özdemir: “Bana ‘Mucize kız’ diyorlar, çünkü iki ay gibi bir sürede yeniden yürümeye başladım”

Semra Özdemir, henüz 32 yaşında… Bir çocuk annesi… Uzun  yıllar özel sektörde yönetici olarak çalışıyor. 27 Ocak’ta geçirdiği bel fıtığı ameliyatında yaşadığı bir komplikasyon sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum kalıyor. 14 Şubat’ta tekerlekli sandalye ile geldiği Darüşşafaka Ömran ve Yahya Hamuluoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde gördüğü iki aylık tedavi neticesinde Merkezden yürüyerek ayrılıyor.

SEMRAOZDEMIR_2708_3
“Burada bana ‘mucize kız’ diyorlar, çünkü iki ay gibi bir sürede yeniden yürümeye başladım” diye anlatıyor Semra Özdemir, kâbus dolu günleri geride bırakmanın verdiği rahatlamayla… Semra Özdemir için bu kâbus dolu günlerin miladı ise 27 Ocak 2013’te geçirdiği bel fıtığı ameliyatı oluyor. Ameliyat esnasında bir komplikasyon yaşayan Özdemir, “Uyandığımda belden aşağımı hissetmiyordum. On iki gün hastanede kaldım. On üçüncü gün ameliyatımı yapan doktorum, beni Darüşşafaka’ya yönlendirdi. Hatta kendisi arayıp randevu almış. Buraya tekerlekli sandalye ile geldim. Mehmet Hocam (Prof. Dr. Mehmet Beyazova) bana 20 seanslık bir rehabilitasyon uygun gördü. Beni, fizyoterapistim Fatma Kasap’a emanet ettiler. Aynı gün rehabilitasyona başladım. İlk önce yatakta rehabilitasyon, ardından paralel bar olarak devam ettik. Sonrasında da çeşitli cihazları kullandık. Belimde korse ve yaram olduğu için havuz terapisi benim için olmadı” bilgilerini veriyor.

Yirmi seanstan sonra yürümeye başladı

İlk 20 seansın ardından yeniden yürümeye başlayan Özdemir, “20 seansım bittiğinde desteksiz bir şekilde yürümeye başladım. Büyük bir sabır, gerçek bir şefkatle hızla sağlığıma kavuştum. Tekerlekli sandalye ile geldiğim Darüşşafaka’dan yürüyerek çıktım” diyor. 35. seansı geride bırakan Özdemir, “Şu an tedavimi haftada dört güne düşürdük. Bir saatlik seanslar uyguluyoruz. 20 saatlik seanstan sonra yürümeye başladım ama kusursuz değildi. Şu an 35. seanstayım, belli belirsiz bir aksamam var ama daha iyi olacağıma inanıyorum” diye konuşuyor.

SEMRAOZDEMIR_2708_2

 

“İyi ki burası var”

Yaşadığı olaydan sonra Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nden haberdar olduğunu kaydeden Özdemir, “İyi ki burası varmış! Kimsenin başına böyle bir şey gelsin istemem ama hayatta böyle şeyler ne yazık ki olabiliyor. Bunun için doğru adres Darüşşafaka… Çünkü burada her şeyden önce hastalara anaç bir duyguyla yaklaşıyor ve bir anne gibi davranıyorlar. Fizyoterapistlerimiz, doktorlarımız, hemşirelerimiz bizlere aile sıcaklığında yaklaştığı için moral depoluyoruz. Böyle olunca hastalar da birbirini motive etmeye başlıyor. İnsanlar, birbirlerini görerek, birbirlerini izleyerek iyileşiyor. Ama bu kurumun verdiği, yaşattığı bir durum… Çünkü ben çok lüks bir hastanede 12 gün fizik tedavi gördüm. Ne olacağımı her sorduğumda aldığım yanıt, ‘bilmiyoruz’ oluyordu. Burada 12 günde yürür pozisyona gelmişken, orada hiçbir değişiklik olmadı” diyor. Özdemir, Darüşşafaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne ilişkin bir anısını ise şöyle anlatıyor: “Buraya geldiğimde ilk günlerde 10 yaşlarında küçücük bir kız çocuğunu koşu ban-dında yürürken gördüm. Onun burada olmasına anlam verememiştim. Fizyoterapistime sorduğumda dedi ki ‘O buraya geldiği zaman gözlerini bile kırpamıyor, boyundan aşağısını hissetmiyordu.’ O gün doğru yerde olduğuma emin oldum, şimdi ben koşu bandındayım. Buraya ilk geldiğimdeki halimi gören insanlar, bir mucizey-mişim gibi bana bakıyor. Geçenlerde belden aşağısı tutmayan bir hasta geldi, ona dedim ki, ‘Üzülme, ben de senin gibiydim, iyileşeceksin’… ”

SEMRAOZDEMIR_2708_1


Yüksek moral şart

Yüksek moralin tedavi süreci üzerindeki pozitif etkisini Özdemir, şu cümlelerle ifade ediyor: “Dört buçuk yaşında bir oğlum var, o hastalığımın ilk dönemlerinde dedi ki, ‘Anne, denemelisin, lütfen duvarlara tutun ve benimle yürü…’ Bunu hiç unutamıyorum. İşte o an ‘oğlum için yürü-meliyim’ dedim. Hayatı boyunca yürümüş bir insan için gerçekten çok zor bir süreç… Önceden insanların yürümesi dikkatimi çekmezdi, bir refleksti, ben de yürüyebiliyordum.  Ama hastalığım süresince en çok yürüyen insanlar dikkatimi çekmeye başladı. İster istemez psikolojiniz alt üst oluyor, yürüyemiyorsunuz, belden aşağınız tutmuyor, ilk iki gün bezlendim, ‘yok’ dedim toparlanmam gerekiyor. Bu işte moralinizi yüksek tutmazsanız olmuyor. O süreçte ben hiç ağlamadım, çok güçlü durdum. Çok şükür çok kısa sürede, doktorlarımın söylediğine göre benim  kat ettiğim yol iki ayda oluşabilecek bir süreç değilmiş. Ben bunu çok fazla isteyerek, hızlandırmışım.”

Yaşadığı olayın hayata bakış açısını tamamen değiştirdiğini belirten Özdemir, “Daha önce ne kadar basit şeylere takılıyormuşum. Önceden tekerlekli sandalyede birini gördüğümde üzülürdüm ama bu derece değildi. Şu an gördüğümde kilitleniyorum ve onun için ne yapabileceğimi düşünüyorum. Evde birkaç aletim var, onları ihtiyacı olan birilerine vereceğim, hatta ihtiyacı olan insanlar için bunları düzenli olarak temin etmeyi planlıyorum, çünkü bir gün hastanede yürüteç beklediğimde lavaboya bile zorlukla gittim ve yürütecin bile ne kadar önemli olduğunu gördüm. Telefonumu düşürdüğümde alamıyordum, ya da bacağım yere düştüğünde biri tutup kaldırıyordu. Kendinize ait bir uzvu kontrol edememek, hayatın en zor imtihanı imiş. O yüzden hayata bakışım çok ciddi bir biçimde değişti.  Bundan sonraki süreçte, bu insanlar için elimden geleni yapmayı planlıyorum” diye sözlerini noktalıyor.